8 Eylül 2016 Perşembe

Bizimki İlk Görüşte Aşk Değil,Görücü Usülü Evlilik...

Herkese Merhaba,

Yazımın başlığını okuduğunuz da evleniyor mu diyeceksiniz? Beni daha iyi tanıyanlar bunun altında başka bir şey var diyecektir :) Tabii ki evlenmiyorum,yazımın devamını okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.

İnsanın hayatında keskin virajlar, dönmek istemediği dönemeçler, gitmek istemediği yollar vardır... Zorunlu vazgeçişler vardır.

Benim hayatımda da bu dediklerim meslek seçimiyle karşıma çıktı.İlkokulda ki resim hocam(kulakları çınlasın,galiba adı Yeşim'di yanlış hatırlamıyorsam eğer ) sayesinde mimarlığa ilgim olduğunu ve yeteneğim olduğunu orta ikinci sınıfta farkettim. Çok kısa sürede aşk derecesinde sevdim mimarlığı. Hatta gazetede reklam olarak verilen sitelerdeki evleri çizerdim, kendimden bir şeyler katarak. Sonrasında onlardan bağımsız çizdim.

Şimdi düşünüyorum da mutlu bir aile ortamı göremediğim için belki de, bir evi çok daha fazla yaşanabilir,konforlu bir yuva haline getirmek, içinde çocukların aynı zaman da eğlenebileceği evler yapmak ve ''bir şeyler tasarlamak'' beni baştan çıkartıyordu.. Kendim nasıl bir evde oturmak isterim düşüncesi başlangıç noktam olup kendimce evler çizerdim. İnsanlara daha konforlu,rahat,sanat değeri taşıyan yaşam alanları çizmenin tadı bence paha biçilemez.

Ve bunu derken kendimle  gurur duyuyorum, ilk yerin altından alışveriş merkezine gitme fikri benden çıkmış olabilir,öyle bile değilse 13 yaşında bir çocuğun kendisinin böyle bir şey düşünmesi önemli bence,ama tescil ettiremem o ayrı konu :))

Ve ne yazık ki sırf mimarlık okuyabilmek için lise1 de sınıfta kalmayı göze almış biri olarak mimarlık okuyamadım,hayat beni uluslararası ticaretin kapısına götürdü ve orada bıraktı, bir nevi şimdi çarene bak der gibi... Bu durum bende yaşadığım bazı olayların da birikimiyle öfke ve isyan oluşturdu.

Ama sonra ne mi oldu? Ben istemeden seçtiğim bölüm de kendimden bir şeyler bulmak için çabaladım ve çok sevdim. Evet yazının başlığında dediğim gibi ilk görüşte aşk değildi bizim ilişkimiz,görücü usülü evlilik gibiydi ama olsun..

Elimdekilerle yetinmeyi,onlar da kendimi bularak sevmeyi öğrendim.Şu an çok mutluyum gerçekten.

Düşünüyorum bazen, şu an mimarlıktan mezun olan Gülyasemen nasıl biri olurdu diye. Eminim İstanbul Teknik'ten okul birincisi olarak mezun olurdum buna adım kadar eminim. Ama beni olgunlaştırmazdı. Belki beni şuan olduğum Gülyasemen yapmazdı.

Çünkü inanıyorum ki acılar, yapmak isteyip te yapılamayanlar, yaşamak isteyipte yaşanamayanlar insanları olgunlaştırır.

Ben ''keşke'' dememeyi öğrendim, siz de hayatınızda olamayan şeyler için ''keşke'' kelimesini kullanmayın. Çünkü bizler resmin sadece bir parçasına bakarak yorumlarda bulunabiliyoruz. Ama resmin tamamını görmeden o resim hakkında yorum yapmak açıkçası bana artık mantıklı gelmiyor. Evet mimar olsam mutlu olurdum hemde çok ama şuanda da bulunduğum yerden de çok mutluyum ve artı olgunlaştım.''Körün istediği bir göz,Allah verdi iki göz'' gibi bir durum :) Bunu okuyanlar bana polyanna diyecektir belki ama bu duruma kolay gelmedim, senelerimi aldı bu düşünce yapısına erişebilmek. Hayattaki amacım mutlu olmaksa polyanna da olurum, ne olacak yani, değil mi :)

Evet mimarlık hala içimde bir ukte, bir yara.. Ve o , ben yaşadığım müddetçe orada kalacağını da biliyorum. Hala da ilgi alanım, mimarlık denilince bile kanım hızlı akıyor, heyecanlanıyorum, hele de karşımda bir mimar varsa görün beni, o kişiye nasıl imrenerek baktığımı..

Bilirim herkesin kalbinde gizli bir sandığı vardır, kimseye göstermek istemeyeceği, hatta kendisinin bile bakmaktan haz almayacağı.. Bende bu konuyu o gizli sandığıma özenle koydum ve kitledim. Artık sadece ileriye bakıyorum.

Sizde benim yaptığım gibi yapın. Gerçekten kafa yapınız değişince sizle birlikte her şey değişiyor, dünya değişiyor... Bu dediğime inanın, çünkü ben de önceden farklıydım, değiştim, sivri köşelerimi yonttum. Hala da bunun için çabalıyorum.

Halbuki değişen sadece sizsiniz, insanlar, olaylar değil.

Ama belki de dünya sadece sizden ibarettir.Bu yüzden de siz değişince dünya da değişiyordur,ne dersiniz? Bu konu üzerinde düşünmeye değmez mi?

Bu arada çizimlerimi görmek isteyen olursa söyleyebilir, ben de zevkle bloguma koyarım.

Sevgiyle,huzurla kalın..

Hamiş: Buradan gerçekten mimarlığı sanatın bir dalı olduğunun bilincinde olarak mezun olan ve kendime mimarlıkta idol aldığım, dünyanın en iyi mimarı olduğunu düşündüğüm Zaha Hadid'e sevgilerimi gönderiyorum. Zaha Hadid malesef artık hayatta değil,ama bir yerlerde bu yazımı okuyup gülümsediğini ve orada da bir şeyler tasarladığını hayal ediyorum :) Ve hayatta tek kıskandığım insanın da  Zaha Hadid olduğunu açıklamak istiyorum :)



2 yorum:

  1. Sevgili Gulyasemen, Su anda mutlu olman ,bunun yolunu bulmus olman ve bize isik tutman harika. Tanimladığin gibi evleri tasarliyamiyacagin icin icinde hic burukluk kalmasin.Zaten duşlediğin gibi evler cizip hayatini idame ettiremezdin.Istedigin projeyi cizecek kadar guclu oldugunda zaten bircok berbat yapi yapmis olacaktin ve kendinden utanabilirdin.Etrafimizda insan odakli yapilmis,sicak,sade,yaşanir kac proje var. Amerikada gorduk aynisini geldik yaptik diyen gorgu fakiri, gordugunu bile dogru anliyamamis kisilere proje cizecektin. Icinde hissettigin sicaklık evini isitsin ve bize deulassin.Sevgiler.Yazilarini cok begeniyor ve takip ediyorum

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,
    Öncelikle güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim.
    Ve ne gariptir ki daha dün bu söylediklerinizi söylüyordum.Evet,mimarlığın sanat dalı olduğunu kavrayamamış para babalarının yanında,içimdeki sanatçı ruhunu bir nevi kafese kapatıp,inanmadığım bir işin parçası olup,ama hayatımı idame ettirmek sorumluluğuna hapsolmuş bir şekilde çalışacaktım.
    Teşekkür ederim,inşallah.Bir şekilde hayatlarınıza dokunuyor isem ne mutlu bana.
    Sevgiyle,huzurla kalın.

    YanıtlaSil