19 Ağustos 2016 Cuma

Bir Kelebeğin Rüyası

Herkese Merhaba,

Bugün kü yazım biraz da geciken bir konu üzerine olacak. Aslında bloğumu ilk açtığım zaman da yazma düşüncesindeydim. Ama araya başka konular girdi vs. Belki merak etmişsinizdir,neden blog sitesinin adı ''Bir Kelebeğin Rüyası'' diye.. Çünkü en sevdiğim film yine çok sevdiğim Yılmaz Erdoğan filminin adından gelmedir.

İlk yazımda da kısaca bahsetmiştim sizlere on sene boyunca şiir yazdığımı ve bir şiirimde yazdığım bir cümleyi ''Kelebeğin Rüyası'' filminde geçen bir cümleye çok benzettim, sanki Yılmaz Erdoğan benim o şiirimi okumuş ta filme o cümleyi yerleştirmiş gibiydi, garip değil mi? Belki de değildir.

''Bir kelebek o kadar memnun ki rüyasından ,uyanmak istemiyor uykusundan...'' Kelebeğin Rüyası filminden..

Sanat da böyle bir şeydir zaten, sen hissedersin, o hissettiğini bir sanatçıdan çıkan eser de bulursun. ''Nasıl yani, aynı şeyi nasıl hissetmiş olabiliriz ki'' dersin. Ama hepimiz insanız, o hissi sadece biz hissediyoruz sanıyoruz içimizde kaldıkça, ama sanat o hislerin ''insanlığın ortak hisleri'' olduğunu ortaya koyar.. O nedenle herkes sanatçı olamaz..Yüz şiire imzamı atmış olmama rağmen ben hiçbir zaman sanatçıyım demedim, bırakın sanatçı demeyi, şairim bile demedim, diyemedim, utandım.. Ben kimdim ki şair olayım. O büyük ruha sahip insanların işiydi : ''Charles Baudelaire'',''Victor Hugo'', ''Cemal Süreya'','' Ahmed Arif'',''Can Yücel'',''Turgut Uyar'',''Özdemir Asaf'' ve aklıma gelmeyen nice güzel şairler gibi...

Ama kendimi şair olarak tanımlamasam da yazmaktan geri duramadım, elimde değildi, aklıma gelen o güzel dizeleri yazmasam sonsuzlukta kaybolup gidecekti, kıyamadım, şuan da kaybolup gittiği gibi.. Şimdi sizi iki şiirimle baş başa bırakıyorum..

Sevgiyle, huzurla kalın..
                                                                Aşk Macerası

Evren gibidir sensizlik
Gittikçe büyür içimde acı verir derinden
Gecenin kokusudur aşk’ım
Nefesidir
Yüreğimden akarsın
Bir şelale gibi
Evren gibidir sensizlik
Onca sebep vardır yokluğunun
Bilirsin ama dokunamazsın
Doğru yada gerçek?
Hangisi sensizlik
Oysa rüyamdın benim ,hiç uyanmak istemediğim...
Evren gibidir benim sevgim
Büyür her an içimde
Kelimelere sığdıramadığım
Doğru yada gerçek
Hangisi sevgim ?
Hangisi yüreğim
Aşk’la beslenir benim yüreğim
Evren gibidir sensizlik
Ruhumda büyür , her an , yavaşca 

                                       Gülyasemen Kılıç-16 ağustos 2009

''Biz konuşmayalım,zira kelimeler duygularımızı anlatmaya yetmez...Biz susalım,müzik dinleyelim.Zira sonsuzluğun ritminde buluşur duygular...''  
                                                                  Gülyasemen Kılıç-13 Temmuz 2016

Hamiş: Şiir yazmayı bıraktığımı söylemiştim 3 sene önce,evet bıraktım ama 13 Temmuz gecesi yukarıda ki şiir bir yıldız kayar gibi düştü yüreğimden,bunun kaybolmasına gönlüm razı olmadı..

18 Ağustos 2016 Perşembe

Karl Marx Haklı Mı?

Herkese Merhaba,

''Din toplumların afyonudur'' der Karl Marx.Gerçekten öyle midir? İlk okunduğunda belli bir Allah inancı olan insanlar nasıl yani,bu adam kesinlikle dine inanmıyor diyebilir.Peki gerçekten bu cümleden dinsiz olduğu gerçeği mi çıkar? Gelin olaya başka bir pencereden bakalım.. Ne dersiniz?

Peki sana göre ''din toplumların afyonu mu'' diye sorarsanız, gördüğüm pencereden evet, bence de din afyondur.Peki nasıl? Biliyorum ki din insanlar için çok önemli bir olgu,benim için de öyle..Ki öyle de olmalı diye düşünüyorum.

Peki din insanların huzuru için olduğu halde nasıl afyonlaşmış? Düşünmeyen,okumayan,insanların sözlerine göre hareket eden toplumlarda tabii ki din çok güzel afyondur. Bundan daha iyi afyon düşünemiyorum hatta.Dini maalesef bu ''tarz toplumlar'' da siyasi güçler çok güzel kullanmışlar ve dini kendi emellerine hareket ederek ve kendilerine ''din adamı' diye nitelendiren ( ama bana göre beş kuruş etmeyen) insanları da arkalarına alıp çok güzel uyutmuşlardır.

Peki bizim dinimiz bu kadar mantık dini iken,ilk ayeti bile ''OKU'' olan bir dinin mensubunun çoğunlukta olduğu toplumlar neden her bakımdan en az gelişmiş toplum oluyor.Neden mi?Düşünmemekten,okumamaktan,her şeyi nasıl belli şekle sınırladıysak dini de -sanki bizim tekelimizdeymiş gibi- sınırlamaktan ve şekilcilikten geldi başımıza ne geldiyse..

Siyasi güçler maalesef yüzyıllardır insanların en hassas damarı olduğunu bilip (benim de en hassas damarım, bu yüzden bu yazıyı yazıyorum) istedikleri tarafa sürüklediler insanları,toplumları..

Halbuki o beğenmediğimiz tabiri caizse gavurlar diye küçümsediklerimiz uzayda mekan kurdular, Peki biz? En basit din kurallarını bile tartışır dururuz, sanki her sene değişiyormuş gibi.. Elimizdeki iyi yetişmiş,gerçekten bizi dünyada gururlandıracak insanlarımıza gereken değeri vermeyip,küstürüp,bu topraklardan kaçırtırız(amaç kaçırtmak bile olabilir ;) )

Kuran'da bile bu konuyla ilgili ayet vardır : '' Aklını Kullanmayan İnsanların/Toplumların Üzerine Pislik Yağar..'' (Yunus Suresi/100.ayet) der Allah..

Başımıza neden geldi bunlar demeyelim bence,sen aklını kullanmazsan, daha çok şey başına gelir,bu işler böyledir..

Sevgiyle, huzurla kalın..


17 Ağustos 2016 Çarşamba

"Vurun Kahpeye"

Herkese Merhaba,

Başlığı ilk okuduğunuz da eminim bu ne şimdi diyeceksiniz. Belki konusunu merak edeceksiniz, benim de amacım bu ya. Âmâ yazacağım konuyla çok alakalı başlık :)

Bilmiyorum Halide Edip Adıvar'ın ''Vurun Kahpeye'' kitabını okudunuz mu? Eğer okumadıysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kurtuluş savaşında bir kadının mücadelesini anlatıyor diyeyim kısaca. Zaten herzaman bir ''kurtuluş savaşı'' yok mu? Ben de siyaset ve din konusunda bu zamana kadar ''kendimce'' mücadele verdim. Kendimi anlatamadım, anlamak istemediler. Hala anlayabileceklerini hiç sanmıyorum. Derdim sadece bu yazıyı okuyan bir kişinin bile beni anlayabilmesi. Belki bu yazım siz okuyucuların biraz da olsa sorgulamasına yardımcı olur.

İnsanlar özellikle din ve siyaset konusunda seni bir yere ait yapmaya çalışır. Etiketlemeye bayılır insanlar:solcu,sağcı, dinci,dinsiz diye. Peki onların deyimiyle hem solcu olup hem de dindar olunamaz mı? Veya tam tersini düşünelim; sağcı ama dinsiz olunamaz mı? İlla o etiketlere sığmak mı gerekir. Hâlbuki insan dört veya beş harften oluşan kelimeye sığabilir mi? İnsanı bir kelime tam anlamıyla anlatabilir mi?  İnsanın kalbi bu kadar dar mı ki, sığmaz bu üç kişi.. Bir insan belli konularda muhafazakar ama bazı konularda da modern olamaz mı? Olması gereken neydi sahi? Gerektiği yerde, gerektirdiği şekilde davranmak, düşünmek değil miydi? Maalesef insanlar ister ki herkes aynı olsun, farklılıklar olmasın, benim gibi düşünsün ,düşünmeyene de tabiri caizse ''vurun kahpeye'' derler.. Bana da maalesef kendini ''dindar'' diye tanımlayan birçok kişi çok ağır eleştirilerde, iftiralarda bulundu. Başım açık olması kafirlikmiş,ben bu kadar akılsız bir söz duymadım :))

Ben Karl Marx'ı da severim peygamberim Hz. Muhammet'i de, Atatürk'ü de..Birini sevmem diğerlerini sevmemi engellemez. Zaten neden engellesin ki, onu da anlamış değilim. Bir insan sırf Karl Marx'ın kitaplarını okuduğu için Komünist olmaz..Sadece düşünen bir varlık olmasının gereğini yapıyor denir. Ki komünist olsa bile bu kimseyi ilgilendirmez, düşüncelere zincir vuramazsınız o sonsuzlukta gezinir çünkü.. Karl Marx'ın sevdiğim yönleri, düşünceleri vardır, severim. Sevgi hakkında söylediği söz mesela en sevdiğim sözlerden biridir, yoksa sadece siyaset konusunda düşünür olduğunu mu sanıyordunuz? Bir de Kuran'da sevmeyeceksin yazıyor da ben mi gözümden kaçırdım yoksa? :))

Biz ne zaman kalbimizi ve aklımızı dar çerçevelere sığdırdık? Ben o kısmı kaçırmışım da...

Ama benim sevgi anlayışım kimseyi putlaştırmaz. Hem dünyaya bakışım, hem de dini inancım buna izin vermez. Gerektiği nokta da eleştirimi de yaparım. Belki senden daha çok severim diyecek birinden daha çok severim ama eleştiririm. Çünkü sorgulayan beyin bunu gerektirir. Herkesin yanlış kararları olabilir.O devirde onun yapılması gerekiyordur, tarihsel bir kişiliği o tarihe göre ve yaşadığı topluma göre değerlendirmek gerekir. Bunun dışına çıkılması o kişiye haksızlık olur, objektif bir yaklaşım olmaz kanımca. Hayatında Karl Marx'ın bir kitabını dahi eline almamış birinin o kişi hakkında olumlu/olumsuz eleştirisi -kimse kusura bakmasın ama - akılsızlık olduğunu düşünüyorum. Kimse sana eleştirme demiyor, âmâ önce bir tanı,oku kitaplarını, kulaktan dolma bilgilerle beynini doldurma. Veya hayatında hiç Kuran'ı anadilinde okumamış birinin din hakkında atıp tutmasının mantıkla uzaktan yakından ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Şimdi ben bazı kesimlere göre ''dinci''yim, bazı kesimlere göre de ''dinsiz, kafir'' peki ya ben hangisiyim, hangi etiket bana uygun? Ben hiçbir etiketi kabul etmiyorum. Ben o akılsız insanların verdiği etiketlere sığmam, sığmak da istemiyorum.. Onlar dinci derler bana, ben Karl Marx'ı da seviyorum derim, iddialarını çürütürüm :) Evet ben Müslümanım çok şükür, âmâ sorgulayan,düşünen bir Müslümanım..Şimdi hangi partiye oy veriyor acaba diye bir soru zihninizden hızlıca geçebilir, âmâ burada hangi siyasi partiye oy verdiğimi söylemek istemiyorum. Bunun çok ta önemi yok benim açımdan. Çünkü ben ''partizan'' da değilim.Bugün A partisine oy veririm yarın B partisine..Ama illa beni etiketleyecekseniz  ''mümin'' deyin,olsun bitsin,bu kelime benim için diğer etiketlerden çok daha üstün,daha değerli..

Sevgiyle, huzurla kalın..

16 Ağustos 2016 Salı

''Değişim Rüzgarları''...

Herkese Merhaba,

Rüzgarı oldum olası çok sevmişimdir..İnsanın içinin yangınını hafifletir..Soğuk ve rüzgarlı hava da sahlep içme zevki bambaşkadır mesela.Yaz akşamların da meltem rüzgarı yüzünüzü okşarken sevdiklerinizle sohbet etme keyfi paha biçilemez..

Ama bugün bahsedeceğim şey;insanı ruhen ve bedenen değiştiren rüzgar...Evet,''değişim rüzgarları'' diyorum ben buna...Eylül ayından beri değişim rüzgarları beni etkisi altına almıştı.Önce zayıflama kararıyla bedenim,sonra da ruhen değiştim:daha ılımlı,daha huzurlu bir insan oldum..Saplantılarımdan kurtuldum..Aslında hepimiz de belli konularda saplantılar vardır..Bu pek benlik bir durum değil galiba..Geçmişi ve geleceği çok fazla düşünen bir insandım.An'ı mı yaşayamıyordum.Bir çok şeyi bu sebeple ıskaladım..Ama zaten geleceğimizi oluşturan şey,bugünümüz değil midir? Sadece ''an''ımızı yaşasak zaten istediklerimiz geleceğimiz de oluşur,öyle değil mi?

İnsanın bazı şeyleri anlaması için belli şeylerden geçmesi,pişmesi gerektiğine inananlardanım..Evet,hata da yapacağız.Çünkü nasihatlar değil,hatalar insana bir şeyler öğretiyor..Hayatın öğrettiğini bin insan size öğretemez bence.

Mesela çevremdeki birçok insan doğal saç rengime dönmemi istedi,söylediler ama ben onların istediği zaman da değil,benim istediğim zaman ve buna hazır olduğum zaman da,doğal saç rengime geri dönme çalışmasına başladım..Çalışma diyorum çünkü hemen olacak bir durum değil malesef,takdir edersiniz ki..Dün kimseye söylemeden (çok ketumumdur ) gidip saçlarımı koyu renge boyattım,birde üstüne kestirdim.Görenler çok şaşırdı;şaşırtmak benim işim :)) Bir anlık karar mıydı bu,hayır tabii ki..Doğal halimi özledim..Kendi saç rengimi özledim..Özüme dönmek istedim,özleyerek hem de..İlk yazımda bahsetmiştim ya sizlere,metamorfoz dan..Belki de,bende ki böyle bir şeydi..Ama farkettim ki sarı saçlı olmadığımda çirkin olacağım düşüncesi ben de saplantı haline gelmiş.Bu durum beni çok fazla rahatsız edince hemen değişiklik şart dedim :) Çünkü hayatımda saplantı istemiyorum ben..Eğer bir şey siz de saplantı haline geldiğini düşünüyorsanız onun tam tersini yapın,inatla ve saplantılarınızdan kurtulun..

Uzun zamandır çok şükür çok huzurluyum..Mutluyum..Mutluluğumun nedeni herhangi bir şey değil.Olmaması gerektiğini düşünüyorum zaten.Mutluluğunuzu bir şeye bağlarsanız, o şeyi kaybettiğiniz de mutluluğunuz da gidecektir..Hayır,nedensiz de huzurlu ve mutlu olun..Kendinizle barışık olun.Ben kendimle barışığım artık..Hatalarınızı kabullenin,kötü huylarınızı bile.Düzeltmek için çaba gösterin tabii ki..Korkmayın hata yapmaktan..Hata da yaparız,insan olmanın gereğidir bu..En iyi şekilde,o hatadan ders almasını bilmek en önemli şey olduğunu düşünüyorum...Ama kendinize karşı dürüst olun ve her halinizi sevin,benim kendimi sevdiğim gibi..Ben sarışın da olsam,kumral da olsam ''bu benim''.. Her şeklimle kendimi seviyorum,beğeniyorum.Sizde öyle yapın..

Ve şunu unutmayın,her şeyin bir zamanı vardır..Ne daha önce oluşur,ne de daha sonra...Hayata güvenin,kendinize güvenin..Hayatımdaki her şeyi kontrol edeceğim diye kendinizi yormayın,rahatlayın..Ve bırakın biraz da bunu sizin için hayat yapsın seve seve..

Sevgiyle,huzurla kalın :)


12 Ağustos 2016 Cuma

Her Başarının Ardında Muazzam Bir Bedel Vardır..

Her başarının ardında muazzam bir bedel vardır..Bu resim benle alakasız bir resim değil aslında..İlkokuldayken 2 sene bale yapmış biri olarak bu resimle haşır neşir oldum bir zamanlar..Ama mide kanaması rahatsızlığı yaşamak 3 hafta okulumdan ve baleden uzak kalınca baleyi de bırakmak zorunda kaldım.Tabii benim ayaklarım böyle çirkin değil ama birkaç sene daha yapsaydım bu durum kaçınılmaz son olurdu.Ben sadece sol ayak başparmağımın biraz çirkin haliyle atlattım diyelim ve bu sıkıcı muhabbeti bırakalım,ne dersiniz? :)

Toplumumuz da ''başarı'' kavramı maalesef  ve ''nedense'' okul başarısı ile eşdeğerde tutulan bir olgu..Bir de hayat başarısı var ki bence o çok daha önemli..Bunu istediğim okul olan İstanbul Teknik-Mimarlık'tan mezun olsaydım da derdim..Bir ara değinirim mimarlık benim hayatımda ne kadar büyük bir yer taşıdığını,ne kadar tutkuyla istediğimi..O konu da bambaşka bir yazının konusu olsun..Ne diyordum? Kimse bilmez aslında nelerle savaştığımızı,kaç cephede birden savaş verdiğimizi ve ne kadar başarılı olduğumuzu..Bu kişinin hayatı kesin mükemmel dediğimiz insanların ne kadar büyük acılar yaşadığını bilemeyiz..Hele de çok ah vah eden tipte değilseniz,insanların acımasından hoşlanmıyorsanız o burnu havada,bana bir şey olmaz,güçlü duruş en acılı anınızda bile kalır..Rahmetli babamın bana dediği bir laf vardı hiç unutmam ''rüzgarından geçilmez ama,korkak kahraman'' :))) Tabii rüzgarımdan geçilmez ama benim de korkularım olabilir değil mi..

Birde bizim toplumumuzdaki insanlar ''kolay'' olan her şeyin peşinde...Kolay para kazanma,kolay yoldan zayıflama,kolay yoldan mezun olma vb.. Ama hiçbir şey çabalamadan olmuyor şu hayatta.Keşke olsa..Benim gibi tam bir boğa burcu olan biri (rahatına çok düşkündür ama kastı mı fena kasar) yatarak istediği her şeye kavuşurdu..Yatarak para kazansak mesela,yorulmasak,hiçbir şey için çabalamasak..Kulağa da ne güzel geliyor..Değil mi? Bence hayatın gerçeğidir çalışmak,emek vermek..Çünkü insan emek verdiği şeyleri sever..Ve sevdikçe emek vermek ister..Kısır döngüdür bir nebze..Emek vermeden sevgi bile olmaz..Bana zayıflama sürecimde birçok kişiden duyduğum sözler : ''hap mı kullanıyorsun'', ''ameliyat mı oldun'', ''spor var mı''  Tabii ilk duyduğumda baya sinirlendiğimi hatırlıyorum,benim aklıma gelmez bu tarz sorular,çünkü hiçbir zaman kolayın peşinden koşmadım.Nerde zor şey,orada bir tane Gülyasemen :) Zaten insan bir şeyleri başarmak istiyor,başardıkça kendine güveni daha çok artıyor,içgüdüsel kamçılanma denir galiba buna pskolojide,umarım uydurmuyorumdur :)) Amaaan uydurma değil ki,servet-i fünuncuyum derim güzel Türkçe'mize bir yeni kelime kazandırmış olurum.. :)

Herzaman olaylara olumlu tarafından bakmak en güzelidir,benim yaptığım gibi,siz de öyle yapın..
Hayat pencerenizden olumlu,güzel olan şeyleri görün..Hayat boyunca size lazım olacakları alın kalbinizin üstüne koyun gerisini atın çöpe..

Her Yolculuk Kalpte Başlar Akıl da Biter..

Her yolculuk kalpte başlar akıl da biter..Öyle değil midir? En güzel,en derin yolculuk insanın kendisine yaptığı yolculuk değil midir? Birini tanıyorum deriz,gerçekten her şeyiyle tanıyabilir miyiz birini? Peki kendimizi olduğumuz gibi tanıyor muyuz.Mümkün müdür? Bence birini her şeyiyle tanımak mümkün değildir.Biz sadece o kişiyle yaşadığımız olaylardaki verdiği tepkilere göre çıkarım yaparız;iyi,kötü,cimri,kıskanç diye.Önyargılar da tam olarak burada devreye girer.O olayda ve o ''an'' daki davranışına göre etiketleriz hemen o kişiyi,kendimizi..Sanmamak gerek önyargıyı sadece başkalarına yaparız.Aslında en çok kendimize yaparız.Hepimiz önyargılarımızın ve tecrübelerimizin çizdiği bir hapishane de yaşıyoruz,farkında olmadan...

Halbuki tecrübe dediğimiz şeyde sadece o ''an''da oluşan bir şeyin bize etkisi..Ama zaman o ''zaman'' değil ve sen o zaman da ki ''sen'' değilsin..Algılarımızın ve tecrübelerimizin dışına bir çıkabilsek her şey eminim çok farklı olacaktır,hem bizim için,hem de çevremizde ki insanlar için..Mucizelerde öyledir ya, imkansız dediğimiz şeyler her algılarımızın ve tecrübelerimizin bize çizdiği  sınırların dışına çıkma hali..İşte ben de artık zayıf olamam,başarılı olamam sözlerinin çizdiği sınırların için de yaşıyordum.. Ama imkansız değilmiş. Hayatta hiçbir şey imkansız değilmiş,ölümden başka her şeyin çaresi varmış..Yeterki çabala,çalış ve iste.. Hayatta başarılı olmanın anahtarları üçtür belki de daha fazladır ya ben daha üçünü bulabildim :) ÇABALA,ÇALIŞ VE İSTE..!

Yapamam,kilo veremem,başarılı olamam demeyin kendi ellerinizle çizdiğiniz hapishanede yaşamayın.Çıkın ve özgürleşin sonsuza kadar..Her yapamam dediğiniz şeyi yaptığınız da aynanın karşısına geçip süperim diyebilin,kendinize güvenin.Bu hayatta Allah'tan başka en çok kendime güveniyorum,ve biliyorum ki ben istersem ''isteyebileceğim'' her şeyi yaparım,kimse önümde duramaz :) Buna bazıları kendini beğenmiş diyor olabilir ama bence en çok zaten kendinizi beğenin,ne yani hiç tanımadığınız bir ünlüyü kendinizden daha çok mu beğeneceksiniz :))) Kendinibeğenmişlikle,başka insanları küçümseme arasında ince bir nüans vardır,bunu atlamamak gerek tabii.Başka insanlara bakıp hiçbir zaman özenmedim,yarışmadım..Çünkü olgun biri sadece kendiyle yarışır,başka insanlarla değil..Başkalarıyla yarışan biri baştan kendini yarış atı olduğunu düşünüyordur ki,bu bence bir  hakaret :)

Değişimlerden korkmayın.Bırakın hayat sizi olduğunuzdan daha iyi hale getirsin..Bazen akışına bırakmak en doğru olandır..



Bu Hamlet ve Juliet'in Hikayesidir..

İnsan neden yazar? Neden yazma ihtiyacı duyar ;unuttuğunda hatırlamak için mi yaşadıklarını,yoksa kaybolup gittiğinde toprağa,bir iz,bir nefes bırakabilmek için mi? Yıllarca şiir yazdıktan sonra son şiirime hazırlayıp kendimi şiir yazma macerama son vermiştim.10 sene şiir yazmış biri olarak diyorum ki;yazmanın bir nedeni yok,içgüdüsel gelen bir durum belki de..Kimse okumasa da belki de kendine dönebilmek için,kendisiyle konuşabilmek için yazmalı insan..

Aslında kilo vermemle oldu ya her şey..Nasıl kilo verdin sorularından bunalıp kilo verme maceramı word'te yazayım facebook'a yükleyim,artık soru soracaklarına,bu konu da ne merak ediyorlarsa okusunlar,faydalansınlar dedim..Ama abartmak ruhumda var benim ya..İlk gün yazdıktan sonra daha detaylı olarak ikinci gün de sayfalarca yazdıktan sonra bugün 3.gün ve ben blog sayfası açtım..Öyle ya herkes blog sayfası açıp blogger oluyordu,benim onlardan neyim eksikti ki...

Aslında madem kilo verme sürecimi ve hayata dair şeylerle ilgili düşüncelerimi buraya yazacağım.Belki de saçmalayacağım biraz,o da gerek hayata bence..

Öyleyse hikayenin en başına dönmeli: Nasıl kilo aldım? Lise-3 'e kadar zayıf biriyken lise son da nasıl kilo aldım birden bire..İnsanın hayatında bir şeyler yerle bir olunca birden bire galiba vücut kendini o duruma adapte edebilmek için metamorfoz yaşıyor..Çok garip bir durum ama bence gerçekliği var..Stresliyken,mutluyken,üzüntülüyken yemek yeme isteğinin gelmesi,bundan olabileceği kanısındayım.Beynimiz oyunlar mı oynuyor bize,ne dersiniz? :) Bu sebeple öncelikle beyninizde ki yemek kavramını hiçbir duyguyla eşleştirme yapmamalısınız.Aradaki o kuvvetli bağı kesmelisiniz.Kangren olmuş kol gibi..

Hep duyuyorum,ki ben de önceden öyleydim,''stresliyim bu aralar yiyorum''.Hayır ,yemeyin.Yemek yeme sadece aç kalmamak için olmalı..En doğrusu o ama tabii biz Türküz,biz de yemek yeme kültürü çok gelişmiş diğer ülkelere göre..Hele de ben baba tarafımdan Antep'liyim,bizde direk ''Gaziantep Mutfağı'' var, ''İtalyan Mutfağı'' gibi :)) Tabii zevkine de yemek yiyeceğimiz zaman gelecektir elbet ama hergün değil.Hayat ölçülerden ibarettir,sadelikten,aşırıyı sevmez hayat..Hayatla barışık olmak için biz de aşırı olan her şeyden,her duygudan uzak durmamız gerekiyordur belki de..