9 Eylül 2016 Cuma

Yana Yana..

Herkese Merhaba,
Bugün yeni yazdığım şiirimle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum :)

-Yana Yana-

Sen bana ışık misali.
Aydınlat benliğimi ki, ısıtsın yüreğim yüreğini..
Hislerinin etrafında pervane gibi dolaşırım,yana yana..
Ulaşılmazlığın en güzel yerindesin artık sen.
Derin sularda yüzmek gibidir,seni sevmek..
Al beni,götür kendi diyarına..
Engel olamazsın hislerinin fısıldaşmalarına..
Buna ne engel olabilir ki?
Ruhum artık avuçlarında..
Kalbimde dolaştır ellerini..
Başa çıkamazsın yasaklı hislerine,
Dört bir yanını sararken..
Bu aşk ateşini ne söndürebilir?
Gözlerimi kamaştıran ışıksın sen..
Başa çıkılacak gibi değil bununla,
Dudakların kalbimi öperken,şefkatle..
Engel olunacak gibi değil,
Ruhumla dans ederken..
Kalbinin etrafında dolaşırım,pervane gibi,yana yana..
Duymazlıktan gelemezsin,
Hislerinin fısıldaşmalarına..
Götür kendi ulaşılmazlığına,sonsuzluğuna..


                     09 Eylül 2016-Gülyasemen Kılıç

Sevgiyle,huzurla kalın..

8 Eylül 2016 Perşembe

Bizimki İlk Görüşte Aşk Değil,Görücü Usülü Evlilik...

Herkese Merhaba,

Yazımın başlığını okuduğunuz da evleniyor mu diyeceksiniz? Beni daha iyi tanıyanlar bunun altında başka bir şey var diyecektir :) Tabii ki evlenmiyorum,yazımın devamını okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.

İnsanın hayatında keskin virajlar, dönmek istemediği dönemeçler, gitmek istemediği yollar vardır... Zorunlu vazgeçişler vardır.

Benim hayatımda da bu dediklerim meslek seçimiyle karşıma çıktı.İlkokulda ki resim hocam(kulakları çınlasın,galiba adı Yeşim'di yanlış hatırlamıyorsam eğer ) sayesinde mimarlığa ilgim olduğunu ve yeteneğim olduğunu orta ikinci sınıfta farkettim. Çok kısa sürede aşk derecesinde sevdim mimarlığı. Hatta gazetede reklam olarak verilen sitelerdeki evleri çizerdim, kendimden bir şeyler katarak. Sonrasında onlardan bağımsız çizdim.

Şimdi düşünüyorum da mutlu bir aile ortamı göremediğim için belki de, bir evi çok daha fazla yaşanabilir,konforlu bir yuva haline getirmek, içinde çocukların aynı zaman da eğlenebileceği evler yapmak ve ''bir şeyler tasarlamak'' beni baştan çıkartıyordu.. Kendim nasıl bir evde oturmak isterim düşüncesi başlangıç noktam olup kendimce evler çizerdim. İnsanlara daha konforlu,rahat,sanat değeri taşıyan yaşam alanları çizmenin tadı bence paha biçilemez.

Ve bunu derken kendimle  gurur duyuyorum, ilk yerin altından alışveriş merkezine gitme fikri benden çıkmış olabilir,öyle bile değilse 13 yaşında bir çocuğun kendisinin böyle bir şey düşünmesi önemli bence,ama tescil ettiremem o ayrı konu :))

Ve ne yazık ki sırf mimarlık okuyabilmek için lise1 de sınıfta kalmayı göze almış biri olarak mimarlık okuyamadım,hayat beni uluslararası ticaretin kapısına götürdü ve orada bıraktı, bir nevi şimdi çarene bak der gibi... Bu durum bende yaşadığım bazı olayların da birikimiyle öfke ve isyan oluşturdu.

Ama sonra ne mi oldu? Ben istemeden seçtiğim bölüm de kendimden bir şeyler bulmak için çabaladım ve çok sevdim. Evet yazının başlığında dediğim gibi ilk görüşte aşk değildi bizim ilişkimiz,görücü usülü evlilik gibiydi ama olsun..

Elimdekilerle yetinmeyi,onlar da kendimi bularak sevmeyi öğrendim.Şu an çok mutluyum gerçekten.

Düşünüyorum bazen, şu an mimarlıktan mezun olan Gülyasemen nasıl biri olurdu diye. Eminim İstanbul Teknik'ten okul birincisi olarak mezun olurdum buna adım kadar eminim. Ama beni olgunlaştırmazdı. Belki beni şuan olduğum Gülyasemen yapmazdı.

Çünkü inanıyorum ki acılar, yapmak isteyip te yapılamayanlar, yaşamak isteyipte yaşanamayanlar insanları olgunlaştırır.

Ben ''keşke'' dememeyi öğrendim, siz de hayatınızda olamayan şeyler için ''keşke'' kelimesini kullanmayın. Çünkü bizler resmin sadece bir parçasına bakarak yorumlarda bulunabiliyoruz. Ama resmin tamamını görmeden o resim hakkında yorum yapmak açıkçası bana artık mantıklı gelmiyor. Evet mimar olsam mutlu olurdum hemde çok ama şuanda da bulunduğum yerden de çok mutluyum ve artı olgunlaştım.''Körün istediği bir göz,Allah verdi iki göz'' gibi bir durum :) Bunu okuyanlar bana polyanna diyecektir belki ama bu duruma kolay gelmedim, senelerimi aldı bu düşünce yapısına erişebilmek. Hayattaki amacım mutlu olmaksa polyanna da olurum, ne olacak yani, değil mi :)

Evet mimarlık hala içimde bir ukte, bir yara.. Ve o , ben yaşadığım müddetçe orada kalacağını da biliyorum. Hala da ilgi alanım, mimarlık denilince bile kanım hızlı akıyor, heyecanlanıyorum, hele de karşımda bir mimar varsa görün beni, o kişiye nasıl imrenerek baktığımı..

Bilirim herkesin kalbinde gizli bir sandığı vardır, kimseye göstermek istemeyeceği, hatta kendisinin bile bakmaktan haz almayacağı.. Bende bu konuyu o gizli sandığıma özenle koydum ve kitledim. Artık sadece ileriye bakıyorum.

Sizde benim yaptığım gibi yapın. Gerçekten kafa yapınız değişince sizle birlikte her şey değişiyor, dünya değişiyor... Bu dediğime inanın, çünkü ben de önceden farklıydım, değiştim, sivri köşelerimi yonttum. Hala da bunun için çabalıyorum.

Halbuki değişen sadece sizsiniz, insanlar, olaylar değil.

Ama belki de dünya sadece sizden ibarettir.Bu yüzden de siz değişince dünya da değişiyordur,ne dersiniz? Bu konu üzerinde düşünmeye değmez mi?

Bu arada çizimlerimi görmek isteyen olursa söyleyebilir, ben de zevkle bloguma koyarım.

Sevgiyle,huzurla kalın..

Hamiş: Buradan gerçekten mimarlığı sanatın bir dalı olduğunun bilincinde olarak mezun olan ve kendime mimarlıkta idol aldığım, dünyanın en iyi mimarı olduğunu düşündüğüm Zaha Hadid'e sevgilerimi gönderiyorum. Zaha Hadid malesef artık hayatta değil,ama bir yerlerde bu yazımı okuyup gülümsediğini ve orada da bir şeyler tasarladığını hayal ediyorum :) Ve hayatta tek kıskandığım insanın da  Zaha Hadid olduğunu açıklamak istiyorum :)



7 Eylül 2016 Çarşamba

Kadim Anılar

Herkese Merhaba,
3 sene önce kapattığımı sandığım şiir yazma defterini yeniden açmaya karar verdim :) Bugün lafı çok uzatmadan en son yazdığım şiirle sizleri başbaşa bırakıyorum.

-Kadim Anılar-

Yüreğinden süzülür,derinden,yumuşakça,değmeden hiç bir yerine.
Demlenir anılar sabırla...
Ne dokunabilirsin,ne de bırakabilirsin.
Bir çocuğun gülümsemesi misali,dönüşür kadim anılara..
Süzülür yüreğinden,sonsuzlukta kaybolan yıldız misali..
Teemmül edersin günün en kör anında..
Dalarsın tevekküre,bir karış suda.
Kaybolacağını bile bile..
Süzülür yüreğinden,yumuşakça,damla damla gözlerinin menevişli haline..
Zamanın en kör anında ihsas eder kadim anıların...
Değmeden hiç bir yerine...

                         Gülyasemen Kılıç/07 Eylül 2016

6 Eylül 2016 Salı

Kendinize İnanmaktan Asla Vazgeçmeyin..

Herkese Merhaba,

Şiir yazmayı bıraktığımı söylemiştim sizlere ama şiirlerimi okuyan herkes şiir yazmaya devam etmem gerektiğini söyledi durdu,hala da söyleyen çok insan var,sağolsunlar.Peki sizler herzaman çok güzel şiir yazdığımı mı sanıyorsunuz? Eğer öyleyse yanılıyorsunuz.

Gelin sizlerle zamanda yolculuk yapıp bir anımı göstereyim öyleyse.Şiir yazmaya ilk başladığım zamanlarda tam hatırlamıyorum ama yıl 2003 veya 2004'tü.Ben de haftasonları babama gidiyordum.O zamanlarda yazdıklarımı o kadar çok beğeniyordum ki pür neşe ve heyecanla yazdığım şiirlerimi babama okuttum.Hepsini sessizce okudu ve bana ''Şimdi sen bunlara şiir mi diyorsun,şiir yazdığını mı sanıyorsun." diyerek hiç beğenmediğini ifade etti.Bu cümleyi duyduğumda ne kadar kırıldığımı,gururumun incindiğini bilmem anlatmama gerek var mı.Karşısında küçüldüm,ufacık oldum ve ''şiir değil mi'' dedim sadece.Kendimi babama o kadar beğendirme hissiyle dopdoluydum ki o yaşlarda..

Eğer babamın söylediği zamanda ki duygularıma yenik düşseydim şiir yazmayı bırakır,küserdim adeta.Ama ben ne yaptım şiir yazmaya devam ettim 2013 yıla kadar..Ama çok ta gururlu biriyindir,2006 yılında okuyan herkesin beğendiği şiirlerimi dahi okutmadım,hatta onun yanında şiir yazdığımı dahi söylemedim.Yani babam benim en güzel şiirlerimi okuyamadı hiçbir zaman...

Ama bana sertçe şiirlerimi beğenmediğini söyleyip gururumu kıran kişi,babam 2004'te sınıfta kalma kararıma destek veren de sadece oydu.Şimdi nasıl yani diyeceksiniz,o yıllarda yaz okuluna gidip dersleri verip bir üst sınıfa geçebiliyordunuz.Ama gitsem bile sayısala gidemezdim.Ve bu kararıma en sert yanıt bir tanıdığımız olan matematik öğretmeninden geldi : ''1 sene değil 10 sene de lise-1 de okusan o sınıfı geçemezsin'' dedi.Kırıldım çok ama bundan daha fazla hırslandırdı beni kendisi bunu istemememiş de olsa.Ve ben o sene o kadar başarılı oldum ki burslu olarak dershaneye yazıldım,hocalarım beni iftiharla parmakla gösterirdi,bir sınıfa gidip matematik dersi anlattığımı bile hatırlıyorum hoca gelmediği için.Ki Habire Yahşi Lisesinden mezun olanlar bilir bizim okul fazlasıyla disiplinliydi.Sınıfta kalan kişilere bir şekilde önüne taş koyup okul başarısını düşürmesinler diye okuldan gitmesini sağlarlardı.Üniversite başvuru kağıdını almaya gittiğimde yıllar sonra o zamanki müdür yardımcım ''ne senden önce ne de senden sonra sınıfta kalıp ta o kadar başarılı bir öğrenci daha gelmedi bu okula'' demişti bana,çok severdi beni,sağolsun kulakları çınlasın ben de onu çok severdim.

Burada amacım kendimi övmek değil,kesinlikle.Zaten öyle olsa beni tanıyan herkes bunları biliyor olurdu.

Bunu yazmamın sebebi bambaşka.Kendinize inanın sonuna kadar..Sonsuza kadar..Size kim ne derse desin,ne kadar gururunuzu kıracak sözler de söyleseler içinizdeki cevheri farkedin herkesten önce ve hakkınızı koruyun.Bir nevi zırh örün etrafınıza ''kendinizi her şeyinizle koruyun'' ... Ve kimsenin sizi beğenmemesine ve hatta beğenmesine aldırış etmeyin,yapmak istediklerinizi sadece siz kendiniz için yapın.Ben herzaman kulaklarımı tıkadım ve burnumun dikine gittim.Evet bazen battım ama yine kendim çıktım kimsenin yardımı olmadan.Bazı zamanlar da insanları dinlemekte gerekiyor olabilir ama ben birinin bir şey dediğinde yapacak karakterde biri değilim.

Asolan sizsiniz bunu asla unutmayın,sizin kendinizden memnun olmanız..Gerisi sadece yanılsamalardan ibaret..Şunu da unutmayın,sizi ''sizden'' daha iyi tanıyacak bu dünyada kimse yok..Sizi herkesten daha iyi tanıyan birine haksızlık etmeyin ve içsesinize güvenin..


Sevgiyle,huzurla kalın...

Hamiş: Yıllar sonra babamın beğenmediği şiirlerimi okudum ve açıkçası hiç beğenmedim yoketmek istedim.Ama kişisel gelişimimi görebilmek adına yoketmedim.Neymiş,adam haklıymış,onlara şiir denmezmiş :) Ama kişisel gelişim sürecimi görme fırsatını da kaçırmış :)




1 Eylül 2016 Perşembe

Sonsuz Özgürlük

Herkese Merhaba,
Sebepsizce üşendiğiniz ne varsa,size yapması ne zor geliyorsa yapın;öğrenmek mi zor geliyor öğrenin o halde,gitmek mi zor geliyor gidin o halde,gezmek mi zor geliyor gezin,birine bağlanmak sevmek zor geliyorsa bu duyguyu doyasıya yaşayın...Korkularınızın esiri olmayın...Çünkü tüm bu yapılamayanları yapmak sizi özgürleştirir,prangalarınızdan kurtulun..

Huzurla,sevgiyle kalın...

25 Ağustos 2016 Perşembe

Doğru Ebeveyn Olmak

Herkese Merhaba,

Birkaç gündür yazamadım, kusura bakmayın ama işler öylesine yoğundu ki nefes alamadım desem yeridir herhalde. Ülkece zor zamanlardan geçiyoruz ama ben yazmak zorunda olduğumu düşünüyorum, çünkü bildiklerimi söylemek benim sorumluluğum. O yüzden ne olursa olsun, ne yaşarsam yaşayım bloğuma yazmaya devam edeceğim. Biz en iyisi bugün ki konumuza dönelim, değil mi? Kurtarılması gereken hayatlar, yaşanması gereken güzel zamanlarımız var...

Toplumları oluşturan insanlardır ve bir toplumun yapısını görebilmek için ebeveynlerin çocuklarına nasıl davrandığını yakın mercek altına almak gerekir diye düşünüyorum. O yüzdendir ki gelişmiş toplumlar da ebeveynler çocuklarına bizden çok daha farklı davranıyor, yetiştiriyor. İlk önce onların kendilerinden bağımsız bir birey olduğunu idrak edip çocuklarına da bunu aşılıyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki ,'' sen anne değilsin, bu konuda konuşmak için ehliyetin yok''. Evet, anne değilim ama çocuk psikolojisi üzerinde çok fazla kitap ve araştırmalar okudum. Daha orta ikinci sınıftayken bile.. Gariptir, o zamanlar neden okuyordum. Şimdi düşünüyorum da, galiba okumayı, yeni şeyler öğrenmeyi, her konuda bilgi sahibi olmayı seviyordum. Hala da öyle ya...

Neyse konumuza geri dönelim. Her anne, baba tabii ki çocuklarını çok sever. Onlar için en doğrusunu istediğini sanır. Peki ya gerçekten en doğrusunu bilebilir mi? Ne kadar da çocuğu dünyaya getiren anne, babaysa sahibi onlar değildir. Bunu öncelikle kavramak gerektiğini düşünüyorum. Halil Cibran'ın ''Ermiş'' kitabında der ki (ki en sevdiğim kitaptır, başucumda durur her daim) : ''Çocuklar sizin aracılığınızla gelir, ama sizden gelmezler ve sizinle birlikte olsalar da, size ait değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil. Bedenlerini evde tutabilirsin ama ruhlarını asla'' .. Evet çok doğru söylüyor Halil Cibran kitabında..

Maalesef ebeveynler çocuklarını kendileri gibi olsun isterler. Onların doğrusuyla hareket etsin, konuşsun, eğitim alsın vs.. Ama bu mümkün değildir. Toplumsal yapıdan dolayı mı yoksa özenmeden midir bilemiyorum, ebeveynler çocuklarını tabiri caizse ''yarış atına'' döndürüyor. O kadar çok duyuyorum ki ''şu okula gitsin, şu eğitimi alsın, piyano dersi de alsın, Almanca da öğrensin, yüzme de öğrensin, şu meslek sahibi olsun vs.." Sonrasında da'' biz her şeyi yapıyoruz, ama mutlu değil çocuğum'' diyorlar..'' Olmasını beklemeyin zaten, istemediği bir şeyi yaptırılan, ''hava atmak'' için birçok kursa gönderilen ve okul başarısını en önde tutulduğunu ama kendisine sırf  ''kendisi'' olduğu için değer verilmediğini düşünen bir çocuktan tabii ki mutlu olmasını beklemeyin. Bu söylediğimi herkes için söylemiyorum, hava atmak için bunları yapmayan çok ebeveyn var tabii ki, ama çocuğun ne istediğini sormayan ebeveyn iyi niyetle de olsa yanlış davranıyordur. Sonrasında o çocuklar büyüyüp evlat yetiştiriyor ve al sana kısır döngü, sonrasında bizim toplum neden böyle deniyor.. Demeyin siz yetiştiriyorsunuz, uzaydan bu insanlar düşmüyor ya.

Bırakın, istediği eğitimi alsın, istediği kursa gitsin. Ne olmak istiyorsa onu olsun, ama deyin ki rahmetli Yusuf dedemin erkek çocuklarına dediği gibi : ''Çöp bile olmak istiyorsanız olun, ama ''en iyi '' çöp olmak için uğraşın.'' Ki benim dedem üniversite mezunu biri de değildi, bunun okumakla oluştuğunu da düşünmüyorum. Bunu aşılayın çocuklarınıza, yaptığı şeyin hakkını vererek yapmasını, mutlu, vicdanlı, çalışkan, zorluklar karşısında dimdik ayakta durabilen, sorgulayan bir insan olması için uğraşın.. Çünkü zaten karakteri doğru temellere oturmuş biri yaşadığı yüzyıla da ayak uydurabilecek biri olur kanımca.

Bu konuda kesinlikle Özgür Bolat'ı araştırmanızı, seminerlerine katılmanızı tavsiye edeceğim. Kendisi dünyanın en iyi okullarında okuyup ta mutlu olmadığını anlamış psikolog, danışman ve bir üniversite de öğretim görevlisi olarak çalışan kıymetli biri.

Bir durum daha var ki, hangisi daha fena bilemiyorum: Tüm maddi imkanlarını önüne seren ebeveynler.. Beni yanlış anlamanızı istemem, kimseyi de yargılamıyorum aslında, sadece düşüncelerimi özgürce söylüyorum, ki bu da benim en doğal hakkım, tabii ki ben de anne olduğumda iyi şartlar da evladımın yaşamasını isterim. Ama hayır demesini de bilirim. Tüm maddi imkanlarımı önüne sererek ''hayatın her zaman onlara istediği her şeyi vereceğini'' düşündürtmem. Çünkü hayat acımasızdır, her zaman her istediğimizi vermez.

Bence iyi bir ebeveyn çocuklarına her şeyi veren değil, hayata hazırlayan ebeveyndir.. Pamuklara saran değildir.. Çünkü siz her zaman olamayacaksınız ve hayat pamuklara sarmaz, korumaz.. Bırakın, korumayın her düştüğünde, kendisi kalkmasını öğrensin ve sorumluluk verin ki büyüsün. Bence sorumluluk verilmemiş bir çocuk ne kadar büyüse de hiçbir zaman tam anlamıyla büyümez, olgunlaşmaz..

Ben çok şükür şanslıydım, annem beni hiçbir zaman şımartarak büyütmedi, babamdan uzakta büyüdüm diye her istediğimi yapmadı, her zaman pamuklara sarmadı. Mesela annem bu hayatta bana en ağır eleştirilerde bulunan tek insandır(bunu okuduğunda bana ne diyecek merak etmiyor değilim, kızmaz ama, güler ve haklısın der, rahattır benim annem :) ) Doğru mu yaptı? Hayır, onun yaptığı da doğru değil tabii ki. Bence bir çocuğa hatalarını söylemek ne kadar doğru bir davranış ise övünülecek davranışları da söylemek gerekiyor. Ama her zaman pohpohlayan, sürekli şımartan, sen mükemmelsin diyen annem olmasını da istemezdim açıkçası. Bir an düşündüm de, ne sıkıcı, insanım yahu, hiç mi hatam yok, söylesene bir başkası yüzüme vurmadan önce, bileyim bende değil mi? :) Çok şükür bu şekilde yetiştirmiş benim canım annem :)

Diyeceğim odur ki; kendi egolarınızı, yapamadıklarınızı çocuklarınızın üstünde denemeyin.. Onları sizi toplum da var edebilecek bir araç görmeyin. Siz sadece kendi başınıza var olun, evlatlarınızla değil.. Ve bırakın o da kendi hayat yolunu kendisi arayarak bulsun. Önceliğiniz mutlu olması olsun.

Huzurla, sevgiyle kalın..

22 Ağustos 2016 Pazartesi

''Kadın Olmak''

Herkese Merhaba,

Maalesef bugün sizlere sevinç içinde yazamayacağım, eğer yazılarıma bu yansır ise kusuruma bakmayın diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ülkece kötü olaylar zincirinden geçtiğimiz için keyfim de kalmadı doğal olarak.

Ben bugün kadın olmaktan bahsedeceğim sizlere.. Evet kadınların bildiği ama erkeklerin bilmediği bir dünyadan bahsetmek istiyorum. Sahi kadın olmak nedir? Aslında kadın olmak çok güzeldir. Kendimi erkek bedeninde düşünemiyorum, kesin ''kadın olmak istiyorum'' derdim :)))

Bir kere güzellik, estetik kavramları kadına yakışır. Makyaj yapabilirsin istediğin kadar, süslenebilirsin gönlünce. Kimse de çıkıp süslendiğin için tuhaf bakmaz, kadın süslenebilir doğasında vardır onun. Renkli giyinebilirsin gönlünce.. Bir erkeğin sevdiği olabilirsin, hayatının aşkı.. Herkesin yanında höt höt eden adam senin yanında en yumuşak insan olabilir, bu senin elindedir. En güzeli çocuk doğurabilirsin.. Bir canlıya kan, can verebilirsin.. ''Cennet annelerin ayakları altındadır'' sözüne mazhar olabilirsin, gururlanırsın kadın olduğun için, anne olabilme ihtimalin olduğu için.. Dünyayı değiştirebilecek bir insanı sen doğurup, yetiştirebilirsin. Bundan daha güzel bir şey var mı? Sonsuzluğa ulaşmanın en güzel yolu.. Bir kere pratik zekalısındır kadınsan, birçok işi aynı anda yapabilir, düşünebilirsin. Bir şeyleri koordine edebilmek senin uzmanlık alanındır, bir evi yuva haline getirensindir. Mesela yaptığın yemeği birilerine, hele de sevdiklerine yedirmek, onların karnını doyurmanın güzelliği çok az şey de vardır..

Peki bu ülkede kadın olmanın en eğlenceli, en güzel yanlarını kadınlar yaşayabiliyor mu? Hayır,neden peki? Cahil insanlar yani toplumun geneli yüzünden..

Kadın olmak çok kolaydır aslında, çok ta güzeldir ama bu ülkede kadın olmak çok çok zordur. İstediğin gibi giyinemezsin bir kere, istediğin gibi süslenemezsin. El alemin manyağı sana kafayı takar da sonun Özgecan Aslan, Hande Kader ve diğerleri gibi olmasın diye, korkarsın kadın olmanın güzelliğini yaşamaktan..

Kadın olmak çok güzeldir aslında, ama bu topraklarda kadının yine en büyük düşmanı kadındır. Bence kendisinin yapmak isteyip te yapamadığı şeyleri sen kolayca yapınca içindeki hınçla, fesatlıkla sana saldırır.. İnsan psikolojisidir bu. Hele de güzelsen tamam artık iftiraların odak noktası haline gelirsin tabiri caizse ''kaşar'' kelimesini rahatlıkla senin için kullanırlar, seni tanımadan. Allah'ın verdiği güzellik nimeti onların seni bir kere de karalamaya yeter. Hele de çalışıyorsan başarılı bir iş kadını isen kendi emeğinle o mevkide olduğuna inanmazlar. İlla bir kulp ararlar. Sadece kadınlar mı? Eşi daha başarılı olmasını sindiremeyen ve her seferinde eleştirerek kendi egosunu tatmin eden erkekler yok mu, çok fazla.

Eşinin başarısıyla övünemeyen kompleksli erkek maalesef bu topraklarda çok var. Neden peki? Bir erkek sevip evlendiği kadının başarısını neden sindiremez? Olaya başka bir açıdan bakalım, ne dersiniz? Yıllar öncesine gidelim. Annesi kız evlat doğurduğu için eşini aşağılayan ama artık dünyaya gelmiş, yıllarca baba evinde rahat nefes alamayan, değer görülmeyen, sevgisizlik çukurunun en dibine düşmüş, sadece köle gibi kullanılan kızdan bahsedelim. Erkek kardeşleriyle hep bir cinsiyet ayrımcılığın odak noktası haline gelir :''namusuma laf getirme'' sözünü hep duyar ama erkek kardeşleri için ''çapkınlık yapacak tabi aslan oğlum'' denir, övünç kaynağı hep erkek kardeşleri olur, hem de onun gözleri önünde, o ne yaparsa yapsın, övmeyi bırak görmezler hatta ket vururlar. Önünde iki yol vardır, biraz şanslıysa okur ama genelde o şans çok uzaktır ona ve okutmazlar. O zaman tek yol kalır, tabiri caizse koca evidir. Sanar ki koca evinde rahat edeceğim, ayrımcılık bitecek, değer göreceğim, babamdan görmediğim sevgiyi yine başka bir erkek bana sunacak koşulsuz.. Ama öyle de olmaz tabii.. Eşinin yaptığı her kötü şeyi susarak ; göremediği sevginin, ilginin açlığıyla içinde biriktirip çoğalttığı kırgınlıklarla, kızgınlıklarla, isyanlarıyla çocuklarını yetiştiren kadın kendinden daha sağlam ayakları yere basan, sevilen, değer gören kadınlara öfkelenir, aslında öfkesi öteki kadınlara değil, bir bakıma kendinedir belki de onu böyle değersizleştiren babasına, eşine veya toplumadır ve kadınlara değer verilmemesini oğluna öğretir.. Ne acı değil mi? Tabii sevgiyi bilmeyen bir insan sevgiyi nasıl öğretsin. Aslında sağlıklı, okumuş ve çağdaş bir birey olsa ''başka kadınlar benim yaşadıklarımı yaşamasın'' diyerek oğluna kadınlara değer ve sevgi verilmesi gerektiği, kız kardeşi için yasakların onun için de geçerli olduğunu, kız kardeşinin nasıl namusu varsa onunda bir  namusu olduğunu, koruması gerektiğini ve çapkınlığın güzel bir şey olmadığını öğretir.

Bu topraklarda tecavüz edilip korkudan susan, sevdiği adam bile ondan uzaklaşır korkusuyla ona bile acılarını, korkularını anlatamayan ve sırf  rezillik olmasın diye evlenen kızlar, kızlarımız var. Onların iyileşmesi belki çok zaman alır, belki ömürleri gidecek.. Eğer bilinçli, okuyan, sevilen kişilerse iyileşecekler, evet yara alacaklar, en güzel yılları gidecek ama geçmişin karanlığından çıkıp geleceğin aydınlık günlerine hazırlanacaklar, anlarını yaşayarak..

Demek ki başımıza ne geliyorsa sevgisizlikten, ilgisizlikten ve okumamaktan geliyormuş.

Kadın olduğum için çok gururluyum, şanslı olduğumu düşünüyorum.. Ama bu topraklar da kadın olduğum için şanssız olduğumu da düşünüyorum...Ve kadın cinayetlerine susan kadınlar oldukça kadın olduğum için utanacağım...

Sevgiyle, huzurla kalın..

Hamiş: Bu yazımı tüm töre cinayetlerine kurban giden,tecavüze uğrayıp öldürülen,baba ve eş dayağı yiyip mağdur olan, her şekilde susturulan kadınlarımıza ithaf ediyorum.